Yason Efsanesi

22 Mart 2014 Cumartesi, 12:40

 

yason

YASON EFSANESİ

Homeros’tan Ordu’ya Bir Ad: Yason
Dünyaca ünlü bir destan olan, Homeros’un da ünlü yapıtı İlyada’da sözünü ettiği Yason Efsanesi’nden doğan bir adın yalnızca Ordu’da var olduğunu biliyor musunuz?
Zaman zaman hepimizin yolunun düştüğü Yason Burnu; farklı coğrafyası, denize bir dil gibi uzanan kayalığı, şimdilerde onarılmış olan kilisesi ile, gezenlerde ilginç bir yer izlenimi bırakır. Bu izlenime akşam güneşin batışını da eklediniz mi bilmeseniz bile mitolojik bir yerde olduğunuzu hissedersiniz.
Bütün dünyanın bildiği, hiç eskimeyen ve ilgiyle okunan Yason Efsanesi’nin adını taşıyan yere sahibiz ama bu efsanenin ne olduğunu da pek bilmeyiz. Gelin, bu efsaneyi anımsayalım:
Özünde hepimizin bildiği hiç bitmeyen bir iktidar kavgasıdır bu. Tesalya’daki Iolkos kralı Pelias, bir gün çıkıp gelebilecek “tek ayağında sandalet olmayan” birine karşı uyarılır. Pelias’ın yeğeni Yason, uzaklarda bir yerde, krallığı amcasından alabilme düşleri ile büyümüştür. Günü geldiğinde Iolkos’a doğru yola çıkar. Yolu üzerindeki Delphoi’ye uğrayarak Apollon’a ne yapması gerektiğini danışır. Apollon, panter postu giymesini ve elinde bir kargı taşımasını öğütler. Yason, karşısına çıkan bir ırmağı Tanrıça Hera’nın yardımıyla geçerken, sandaletinin birini suya düşürür.
Kral Pelias, tek ayağı sandaletli, panter postlu adamı karşısında görünce uyarıları anımsar ve iktidarını korumak için bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Yason’un Kolkhis’e (Gürcistan) gidip oradaki Altın Post’u getirmesini ister.
Yason, bu yolculuk için en güvendiği 50 arkadaşını seçer. Kendilerine “Argo” adını verirler. Tanrıça Athena’nın yardımıyla bir gemi yaparlar ve törenle Ege’ye açılırlar. Çeşitli adalara uğradıktan sonra, Truva’yı da geçerek Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya çıkarlar, oradan da Karadeniz’e. Ürkütücü, bilmeyeni yutan bir deniz olarak bilinen Karadeniz’de büyük tehlikeler atlatırlar. Hırçın bir ata benzeyen Karadeniz’in yelelerine sımsıkı tutunan Argonotlar, Amazonların yurduna vardıklarında aslında bugünkü Ordu sınırlarına varmışlardır. Bu dümdüz ovada dinlenirken doğuda, çok uzaklarda zincire vurulmuş Prometheus’u görürler.
Bu uysal ovayla uysallaşan Karadeniz, Amazonların yurdunda yine hırçınlaşır. Dağların öfkeli duruşları denizi de sertleştirmiştir sanki. Denizle çarpışır gibi duran kayalıkların arasında birden, bir küçük yarımada çıkıverir karşılarına. Rüzgârların biriktiği bir yerdir burası. Öfkeli tepelerin soluklandığı bir küçük düzlüktür. Büyük olasılıkla bir tapınak – sunak da vardır. Kayalıkların tehditkâr uzantılarının arasından geçerek kıyıya yanaşırlar. Tanrılara kurbanlar adarlar, denizin kayalıklarla nasıl oynaştığını izlerler. Kendi ülkelerine yüzünü dönen güneşin akşamla bir yangın doğurduğunu görürler. Burayı çok severler. Önderlerinin adını verirler buraya: Yason. Yola devam ederler; Gürcistan’a varırlar. Nice serüvenlerden sonra bir yılanın koruduğu Altın Post’u alırlar. Burada bir aşk da girer efsanenin içine. Yason yörenin kralının kızı İmedia’ya âşık olmuştur. Onu da alır yanına. Ülkelerine dönerler.
Bu efsanenin ayrıntılarında gizlenen yanıtları bulmak için şu soruları soramaz mıyız acaba? Argonotlardan bir ya da birkaçı burada kalmış mıdır? Burada denizle barışık yaşayıp gidenlere karışmışlar mıdır? Acaba, Yason, kralın kızı İmedia ile dönüş yolunda yeniden Yason’a uğramış ve o kayalıklarda oturmuş mudur? Eğer bunu yapmışlarsa, sabahın ilk ışıklarının İmedia’nın yurdundan bir tuvale düşen gümüşsü renkler gibi oluştuğunu, günün son ışıklarının ise Yason’un yurdu üzerinde kızıl çizgilere dönüştüğünü izlemişlerdir.
Burası, iki sevgilinin yurdunun tam ortasındadır. Afrodit’in de Eros’un da karıştığı bir aşkın yaşandığı yerdir. Bugün belki onun için ama elbette bilmeden, sevgililer Yason Burnu’na gidip güneşin batışını izlerler. Denize dalıp geçmiş yüzyılların izlerine dokunurlar. Hiç dinmeyen rüzgârın içinde zamanın akışını işitirler.
Tanrılarla insanların, denizle rüzgârın, nefretle aşkın, cesaretle korkuların, düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu efsaneyi Yason’da bir kayanın üzerinde oturup dinlediğinizde kendi kendinize sorarsınız: Niçin burası bu kadar ıssız? Niçin buraya binlerce kişi akmıyor? Niçin yarıda kalmış geçen yıllardaki çabalar?
Bu soruların yanıtları, tarihine ister masalsı ister gerçek, bütün olaylarıyla kucak açan bir anlayışın ürünü olabilir ancak. Umarım bu yanıtı birçok konuda olduğu gibi uzun yılların ardına atmayız da bütün dünya bu efsanenin adını yaşatan “tek yer”i görmeye, burada rüzgârın sesini dinleyerek akşamı karşılamaya gelir.

2 Yorum

  1. Uğur BAŞ

    22 Mart 2014 at 12:45

    Güzel Ordumuzun unutulmaz efsanelerinden biri daha…

  2. Güzel Ordumm

    22 Mart 2014 at 12:50

    Ordu ya ait efsanelerden her gün bir tane paylaşmanız güzel… Devamını bekliyoruz…

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

instagram takipçi satın al iptv server bedava bahis viagra fiyat
izmit escort izmit escort porno sakarya escort sakarya escort